İDAMA “HAYIR” !… / Hasan Uğur Epirden

Hakim kalemini kırdı, “İdam !…” dedi…

Hukuk sustu… İnsanlık çaresizlik içinde kıvrandı…

Aydınlık karanlıkla örtüldü…

O anda vatanı emperyalist güçlere peşkeş çekenler rakı sofralarında kadeh tokuşturuyorlardı…

6 mayıs 1972’yi göstermeye başlarken takvimler, sabaha karşı Ulucanlar Hapishanesi’nin tek kişilik hücrelerinde derin bir sessizlik vardı…

3 devrimci genç, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ayrı ayrı hücrelerinde asılmayı bekliyorlardı…

Pişmanlık ve korku yoktu benliklerinde…

Emperyalizme karşı birer vatansever devrimci olarak direnmekti suçları…

Son arzusu babasına mektup yazmaktı Deniz‘in…

Kağıt kalem verdiler…

Baba;

Annemi teselli etmek sana düşüyor. Üzülmesin. Kitaplrımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir. Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım…”

Çok geçmeden hücrenin kapısı açıldı, gardiyanlar, askerler, aralarında imam efendi içeri girdiler…

Tıpkı Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan‘ınkilerde olduğu gibi…

Vakit gelmişti…

İdam, gidenlerden çok, kalanların boyunlarında adaleti ve insanlığı sorgulayan birer yağlı ilmiğe dönüşür çoğu zaman…

Hele hukuk olmayan, çağdaşlığı uzaktan seyreden ülkelerde…

İşte bu yüzden cellatlar yüzlerini örterler…

Bu yüzden kalem kıranların ve kırdıranların sonu beterdir !…

İşte ben, rüyalarında insanların sallandığı darağaçları, yağlı ipleri, maskeli cellatları görerek 60’larda çocukluğunu, 70’lerde gençliğini yaşayanlardan biriydim…

Tekrar gündeme gelen alkışlarla karşılanan (!) idama karşıyım !…

Eğer yaşadığımız hukukun askıya alındığı, hakim ve savcıların baskı altında tutulduğu son yıllarda idam yürürlükte olsaydı, suçsuz bulunup beraat eden, “Pardon” denilen ve özür dilenen (!)

Ergenekon”, “Balyoz”, “Oda TV” sanıkları çoktan asılmışlardı…

Can Yücel‘in dizeleriyle 3 kırmızı karanfilin sulandığı masamda klavyemde tuşlara yazımın son dokunuşlarını gerçekleştiriyor,

İDAMA HAYIR !…” diyorum…

En uzun koşuysa elbet Türkiye'de de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu...
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
En hızlısıydı hepimizin...
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun...
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s